7 Haziran 2013 Cuma

GENÇ SİVİLLER RAHATSIZ !

Yabancı basına rezil oluyoruz diyen arkadaşlarım boşa endişelenmesinler.

Zaten bir Kanada Norveç filan değildik. İran'dan hallice ucube bir terörist Arap ülkesi zannediliyorduk dışarıdan.  Kendisinden şık bir Türk görünce bile “Deve deve fes fes” diye tutturmaları ondan. Eğer mesele gerçekten itibar meselesi ise Erdoğan ’ın ayakkabılarının çıkartılıp çoraplarına kadar arandığı İngiltere ziyaretinde, heykele ucube denilip yıktırıldığında, çağlar öncesine ait tarihi eserlere “çanak çömlek yüzünden kazı yapmıyoz yahu” dendiğinde, dünyaca ünlü bir sanatçıya sırf Ömer Hayyam şiirini “retweet” ettiğinden hapis cezası istendiğinde itibar filan yerlerdeydi zaten. Şimdi ise eylem alanını temizleyen eylemcileri anlatıyor dünya. Bozulmadı itibar filan hatta düzelme ihtimali bile doğdu. 

Olimpiyatlar gelmiyor diye de üzülmenin anlamı da yok.

Çünkü olimpiyat ruhuna hiç sahip olamadık. Umurunuzda mı bilmem ama lise seviyesinde uluslararası atletizm yarışmalarına o kadar az bütçe veriliyor ki antrenör bile gidemiyor sporcusunun yanında. Müdür muavini gidiyor. Pişmaniye alıp dönüyordur eşe dosta. Dünya kanun festivalinde 3 tane Dünya çapında Türk kanun sanatçısı hazırlanıyor, bakanlık ikiniz gidin 3 kişinin parası ağır olur diyor. Şaka gibi ama maalesef gerçek bunlar.

Olimpiyat diye isim koydukları Türkçe olimpiyatlarında koşu yok gülle atma yok sırıkla atlama yok, sarık hevesiyle sallama var. Asilimile edilen, sömürülen fakir halklara dayatılmış bir Türkçe deklarasyonu izlersiniz bu olimpiyatlarda. O insanların kendi kültürüne tarihine diline saygısızlık değil mi bu? Afrikalı esmer bir kardeşe Rize türküsü söyletmek midir olimpiyat. Sırf büyük spor salonları yaptık gelin de görün dercesine gövde gösterileri yapın diye istenmez olimpiyat.

Orası burası mahvoldu camlar kırıldı diye üzülenler de içlerini ferah tutsunlar.

Haraç öder gibi vergi ve sigorta primleri ödemeye maruz bırakılan esnafın zararı her gün TV’lere abuk sabuk milyon dolarlık reklam veren sigorta şirketlerince rahatlıkla karşılanacaktır. Sen deprem vergisi diye ödediğin paralarla duble yol yapılınca Van’da soğuktan donan insanlara, “E yolları hangi parayla yaptık zannediyorsunuz diyen” sonra da yaptığı yolu reklam panolarına yazıp hava atan arlanmaz zihniyete üzül.
Demokrasi, sırf sayısı çok olan ve biat kültürünce örgütlü bir kitle tarafından seçilen bir kabadayının tepeden emirler yağdırması ve halkın buna kayıtsız şartsız itaat etmesi değildir.

Demokrasi aşağıdan yukarıya taleplerin değerlendirilmesi ve halkın tamamına yakınını tatmin etmeye yönelik bir uygulamayla sonuçlanması şeklindeki yönetime denir. Yöneticiler bizim efendimiz değil, bürokratik ve demokratik ihtiyaçlarımızı idare etmek için seçtiğimiz emekçilerdir. Başbakan bile icabında 657’ye tabi devlet memurudur.

Bira satılacak saati bile belirlenmiş,

En büyük bayramlarında hipodromlara mahkûm edilen, ben burada yapacaksanız izin veriyorum denilen

Kürtajından tut da doğuracağı çocuk sayısına kadar karışılan, ama siddete uğrayan anneyi tınmayan

İzlemesi gereken haberleri hatta dizilerdeki dekolte oranı bile “basın enformasyon”la belirlenen,

Bütün gün kız poposu dikizleyen azgın adamlarca metroda sarılan çiftlere ahlak dersi verilen, öpmeyin sarılmayın keserim ha diyenlerin hassasiyet gösteren duyarlı vatandaşlar sayılan

Bombalı saldırılarla öldürüldüğü gün bile yayın yasağı getirilip yok sayılan

Yöneticisinden hesap sormayı bırak yöneticisi tarafından aşağılanan bir ülkede demokrasiden bahsedilemez.

Demokrasi sokaktan başlar. Bireysel hak ve özgürlüklerin devlet tabanına oturtulup bunun devamlılığının sağlanması ve korunmasıyla gerçekleşir. Özünde uzlaşma vardır.

Yazarı, tiyatrocusu, öğrencisi, şairi, ülkücüsü, solcusu, muhafazakârı, liberali, Marksist’i, hatta toplumun en apolitik kesimleri, son seçimde AKP’ye oy veren bazı kardeşlerimiz de dâhil sokağa dökülmüşlerse ne olur anlamaya çalışın. Bilinçsiz ve bilgisizce yargılamak cehalettir. 

21 Mart 2013 Perşembe

ÖYKÜmtırak


ÖYKÜmtırak


İÇİNDEN KISA KISA:

Viyana’dan dönmüştü.

Bira içmek lazımdı soğuktan terlemiş arjantin bardakta.

Uzaktan dönenlerin kaderidir geride bıraktıklarını değişmiş bulmak. Ve bazen gitmek bile bundan olabilir. Son gece her zamanki yerde her zamanki masada “Yarın erken kalkmam lazım.” Demiş ve gitmişti. Sonrası Viyana’da bir kelebek ömrü. Umduğunu bulamadı ve bulduğuna umduğuymuş muamelesi yaptı çoğu zaman. Bir şey de de ummadı zaten. Belki biraz da bu yüzdendi.

Kendisiyle akran bir sevgilisi vardı. Yaşı genç hayat kuramaz diye sevdiğini bırakan sevgilisi, yaşı büyük hayat kurmuş diye başka adama gitmişti. Ona da başka şehre gitmek düşmüştü.

-----------------------------------------------------------------------

30’a kadar beklemekten korktukları için güzel adamları harcayıp 30’undan sonra “adam yok” hezeyanındaki birçok kaşarın mustarip olduğu sıkıntının kaynağı budur.

Bu insanlıktan yoksun cehalet hâkim toplumların geleneğidir. Kaygı her şeyin üstündedir. Sanatçı bile yaratma kaygısından çok para kazanma kaygısı taşır bu topraklarda. Ya aç kalırsam diye resim çizmez ressam, teknik resim çizmeyi yeğler, özelleşme arefesindeki soğuk binalarda, demirbaş masalara teknik eleman olur. Sevdiğim kadın da gider ona varır. 

Sonra o gidince, yani aslında her gitmede, bir "anlatma eksikliği" hissiyatı duyulur. Birisi diğerine –genelde kalan gidene- derdini anlatamadığını hisseder hep. Bu his yok olunca ayrılık acısı da geçmiş demektir.

Bir an bir bakar ki. Anlatılacak şey değilmiş meğer anlatmak istediği. Niyet varsa eğer anlaşılacak bir şeymiş sadece. “Oh” der. Hafifler.
Malum. Salaklığın hesabı sorulmaz. Yavşaklık da insanın doğası gereğidir. Bir de kulbunu buldu mu beyazı kara, karayı ak eder.

                                               --------------------------------------------------------------------

Ayarında tarator yapmak, kalamarı birasız yemeyi ziyan saymak,, çipuraya defne yaprağı sarmak, rakıyı buzsuz içmek… hayata karşı onu üniversitede böğürerek konuşan öküzlerden daha başarılı yapmamıştı. Yapsa da şaşardı komünistti bir kere liberal ekonomi eğitimi veriyorlar o ise almıyordu. Mesele sadece keyifle yaşamaktı. Yaşadı…

Sevdiklerinin unutamayacağını zannettiği büyülü paylaşımları, bırak unutmamayı hatırlamadıklarını bile çok erken farketti.

Dizel A sınıfı bir Mercedes bir ömrün heba edilişine fitti. Uyandı.

Hep sevdi. Kalabalıkta güldü. Öyle numaradan değil, kahkahanın samimiyetine inanarak güldü. Yalnızken de ağladı. Bekledi ve ağlamak için gittiği boş odalar oldu. Hıçkıra hıçkıra ağlamanın samimiyetine sarılarak bu kez. 

Kadim bir dostun gülüşünü ise hiç unutmadı. Viyana’ya gitmeden biraz önceydi.
Amma ve lakin hep gidemiyor insan. Bazen gitmek öyle bir hal alıyor ki gittikçe kendine dönüyor insan ama o şanslıydı gitmek iyi geldi. Uzak düştü eski şehrindeki yitik kendinden.

                                     -----------------------------------------

Yağmurda yemek, sıcakta su arayan sokaktaki köpeğe ise hep üzüldü. Belli ki bu "iyi"ye dair ne varsa  kaybetmişliğin tezahürüydü. 

28 Şubat 2013 Perşembe

Agresif bir işsizle piyasa analizi - 1



     Burgaz çocuuu Metin kundurada ayakkabı 60 liraymış, FLO’da 40.

     Damla Market’te yoğurt 3,5 lira BİM’de 2,95.

     Çetin Elektronik’te elektrikli soba 60 lira, TEKZEN sezon başında 40 lira.

     Feza dikim evinde bayramlık kumaş pantolon 50 lira, Defacto’da “Jean çıkar”ıyorsun 29,90’a.

     Öz Karadeniz ekmek fırınında ekmek 75 kuruş, KİLER ’de 60 kuruş. Kendi fırını var boru mu?

     Fatih pastanesinde poğaça 75 kuruş, KİPA 50 krş.

     Pazarcılar 3 kilosu 5 liradan patates verirken, 100 metre ilerde KİPA kilosu 1 lira. “5 kilo alırız bol bol yeriz.”


                                                   *       *       *       *       *       *
     
     50 kuruşun, yarım kilonun hesabı değil bu. Bu bir milletin fırsatçılığının mini tasviridir. Yukarıda bahsettiklerim yerel işletmeler ve sahipleri de bu düzene kafa tutan kahraman insanlardır.

     Yoksa pazar yerlerinde pazarcılar ve tezgahları yerine, kredisi bitmemiş arabalar park ediyor zaten. Saati 5 lira. Öyle otopark mafyası filan değil bilirsiniz. Aç gözlü belediyeler ve rantçı müteahhitleri. 


                                       *         *          *          *         *         *


     Önceden ayda 2,5 milyar kar eden Metin Kundura 'nın yerine de çoktan FLO açılır Metin'in oğlu orada çalışır. Tecrübeli eleman tabi tanıdık da bulursa 700 liraya aylık alır. Talep çok olunca 2. Eleman, 3.eleman 12 saat çalışır. Yetişemezler. Üçünün aldıkları aylıklıkları toplayınca bir metin etmez, 2100 lira. 


      Olsun İstihdam arttı. Satışlar arttı. Artık herkes 2 ayakkabısı 3 ayakkabısı var. Her şey çok ucuz artık.

     Bakkal yok kasiyer var.
     Ayakkabıcı yok kasiyer var.
     Fırıncı yok kasiyer var.
     Pastaneci yok kasiyer var.
     Manav yok kasiyer var.
     Televizyoncu yok kasiyer var.
     Kalfa yok çırak yok usta yok kasiyer var.

Patron değilsen kasiyersin. Ortası yok. Bir gün herkes kasiyer olacak ama daha büyük AVM 'ler lazım. "Ohh her şey elimin altında ohh." diyeceğin türden. Gezerken totondan ter akmalı. Aynı yerde duş paneli de satılsın, mum da, dantelli külot da, şarap da, Can Yücel şiir kitabı da... Hemen akşama fantezi yetişsin.

                                              *        *        *        *        *        *
 
Esnaf ve sokak hızla yok olurken girişimci ruhlu olanlar “franchise”ı öğrendiler. Kurnaz adamlar tabi. Çalışmadan para kazanacaksın. Biraz ağababaya biraz sana. 2 de genç çocuk koydun mu kasaya reyona. Temiz. İş ilanı verirken de peygamber gibi adam aramaları biraz da bundan.  

“Dinamik, takıma çalışmasına yatkın, güvenilir arkadaşlar arıyoruz…” diyor.  E tabi düşer mi tongaya adam kişi kendinden bilir işi. 

Büyütür de büyütür meseleyi için için gülersin, sesini çıkarmazsın. Sana hayat dersi verir elin çakalı. Ulan altı üstü reyona yumurta dizeceksindir. Master yapan birini de alır, yumurtalar doğru dizilmiş mi diye kontrol ettirir. Takım elbiseyi de giyince üstüne aslan kesilir aslan.

Bölge bayiler genel kurulu sorumlusu başkanı filan olur! vuuuu!

                                            *         *        *        *        *       *

800 lira maaş aldığı işe 1 saat yol giden adam var. Şirket yol parasını verince seviniyor. E kardeşim yol 300 lira ayda. Senin değerin 2,5 saatlik yol kadar mı ya?
Ama ne yapsın? Ekmek kavgası denir. 

“Boş durmaktan iyidir.” “İşi öğrenirsin.” “Çevre edinirsin.” “Yükselirsin.”

Sektörde yumurta deyince akla ilk gelen olursun. Yumurtada bir fenomen olursun. Tavuğa yumurtayı anlatacak seviyeye gelirsin. 

O zaman başlasın seminerler, sertifikalar, oryantasyonlar, inovasyonlar... "yumurta dizmek bir sanattır" dersin. İnanır da millet abartmıyorum. "5000 lira alıyorum" de. Master of Scince olurlar. Yurtdışına okumaya giden olur. 

Baş yumurta dizicisi, yumurta dizme uzmanı, yumurta dizme kurulu teftiş başkanı. Breh be!

                                                     *      *      *      *      *       *

Yumurtanın yerine ne koyduğun çok mühim. 

Aşağı yukarı hepimiz buyuz işte. Ferit Şahenk ise 1/3 oranında zenginleşmiş bu sene. Neden acaba? Düşünmek lazım. Depresyona gerek yok.

Yiyeceğimiz iki lokma ekmek. Fazlasını istesen de yutamıyorsun zaten.