KÜÇÜK ADAM
Akşamüstü serinliği gündüz yakan güneşten sonra iyi geldiyse de, terli tişörtüm vücuduma değdikçe ürpererek hızla yürüyorum. Ayaklarım da bisiklet sürerken iyice tozlanınca, terle toz karışık kaygan bir sıvıya dönüştü. Sandaletlerim o yüzden vıcık vıcık oldu. Kemik gözlüğümü taşımaktan yorgun kulaklarımın arkası ve saçlarımın yanları da sırılsıklam olmuştu. Keşke dayımın tabancasını da alsaydım diye düşündüm aniden. Gerçek değil aslında kurusıkı. Ama belki korkutmak için ihtiyacım olabilirdi.
Tabi Dayım duyarsa ağzıma sıçardı sonra.
Nihayet geldim. Arkadaşlarımın tarif ettiği kahvehaneye sert bir tavırla girdim. Ocağa yöneldim. Kara kuru bir adam vardı "selamünaleyküm" dedim. Hiç oralı olmadı bitkin bir tavırla "aleykümselam küçük adam" dedi. "Tolga'yı arıyorum" dedim.
O da böyle kara kuru bir çocuk. Dediklerine göre babası da kahveciydi zaten. Kesin bu adamdır babası. Hem çirkin, hem umursamaz hem de temkinsiz. Temkinsiz çünkü bana küçük adam diyerek ne kadar tahrik ettiğinin farkında değil. Ondan daha az yıldır yaşıyor olabilirim ama ya ben dayımın silahını almış oldaydım, silah gerçek olsaydı ve ben şu ankinden daha kontrolsüz olsaydım. Belki de onu vurabilirdim. Bu ne rahatlık.
Yıkadığı bardağı kenara bıraktı. Elini havluyla kuruladı. Nihayet bana döndü. "Napıcaksın bakalım Tolga'yı" dedi.
"Konuşmamız gereken şeyler var" dedim. Babası olduğundan emin olduğum için bu kara kuru adama detay vermemek en iyisiydi. Amacımı gizli tutmalıydım.
"Tolga evdedir. Sen okuldan arkadaşısın herhalde. Önemli birşeyse çağırttırayım." Dedi. "Çok önemli kesin konuşmamız lazım. Çağır gelsin." Dedim.
"Tamam otur bakalım şöyle" deyip cam kenarında bir masa gösterdi. Masaya yerleşirken "Ne içersin" dedi. "Oralet!" diye seslendim oturduğum sandalyeden. Okey taşlarının çakır çukur
çarpma sesleri, kağıt oynarken masaya sertçe vuran ağabeyler, sigara kokulu adamların küfürlü ve sürekli birbiriyle didişme gürültüleri arasında Tolga girdi kapıdan. Beni görünce irkildiğini farkettim.
Sert duruşumu bozmadım ama elimle sakin ve rahat olması için işaret ettim. Yalnızca konuşacaktık sonuçta. Tolga karşıma oturunca ocağa dönüp Tolga'nın babasına emrettim. "İki oralet buraya!" Ve pat diye lafa girdim.
"Biz Sena ile evleneceğiz. Okulun
başladığı günden beri birlikteyiz. Geçen gün okulun arkasında onunla konuşmaya çalışmışsın..." diye tam mevzuya dalıyordum ki... Telefonum çaldı. Hiç şaşmaz ezan vakti geldi mi arar bu kadın. "Nerdesin sen! Bir sürü kocaman insanı bekletiyorsun sofrada küçücük götüne bakmadan!" Diye bağırdı. Yalnızca tek birşey söyleyip yüzüne kapatmaya hazırlandım. "İşim var anne!" Annem ısrarcıydı. "Bak cevaplara bak sen gel ben sana göstereceğim evde işi!" Battı balık yan gider deyip kapattım telefonu.
Aynı ciddiyetle tekrar girdim muhabbete. Aklını başına toplaması gerektiğini. Eniştemin judo bildiğini bana da bir sürü hareket gösterdiğini, dayımın gerçek bir silahı olduğunu, dedemin adam öldürdüğü yalanını bile söyleyecektim ama vazgeçtim. Okulda duyulursa yakalanma riski artardı. Dedem meydanda senelerin tavukçusu. Kime sorsalar söyler katil olmadığını. Üstelik 1.60 boyunda duba gibi bir adam. Bu gereksiz yalanı atsam bile istediğim korku etkisini yaratamayabilirdim.
Neyse ki Tolga yormadan beni anladı. Özür diledi. "Bundan sonra Sena yengemdir" dedi. Zaten yeşil pastel boya istemişsadece derste başka da konuşmamışlar. Doğru gibi geldi bana çünkü benim de yeşil boyam ilk biter. Çimleri yaparken dikine bir sürü çizgi çizince önce ikiye ayrılır sonra elime bulaşa bulaşa deftere çizile çizile biter.
Sert duruşumu bozmadım ama elimle sakin ve rahat olması için işaret ettim. Yalnızca konuşacaktık sonuçta. Tolga karşıma oturunca ocağa dönüp Tolga'nın babasına emrettim. "İki oralet buraya!" Ve pat diye lafa girdim.
"Biz Sena ile evleneceğiz. Okulun
başladığı günden beri birlikteyiz. Geçen gün okulun arkasında onunla konuşmaya çalışmışsın..." diye tam mevzuya dalıyordum ki... Telefonum çaldı. Hiç şaşmaz ezan vakti geldi mi arar bu kadın. "Nerdesin sen! Bir sürü kocaman insanı bekletiyorsun sofrada küçücük götüne bakmadan!" Diye bağırdı. Yalnızca tek birşey söyleyip yüzüne kapatmaya hazırlandım. "İşim var anne!" Annem ısrarcıydı. "Bak cevaplara bak sen gel ben sana göstereceğim evde işi!" Battı balık yan gider deyip kapattım telefonu.
Aynı ciddiyetle tekrar girdim muhabbete. Aklını başına toplaması gerektiğini. Eniştemin judo bildiğini bana da bir sürü hareket gösterdiğini, dayımın gerçek bir silahı olduğunu, dedemin adam öldürdüğü yalanını bile söyleyecektim ama vazgeçtim. Okulda duyulursa yakalanma riski artardı. Dedem meydanda senelerin tavukçusu. Kime sorsalar söyler katil olmadığını. Üstelik 1.60 boyunda duba gibi bir adam. Bu gereksiz yalanı atsam bile istediğim korku etkisini yaratamayabilirdim.
Neyse ki Tolga yormadan beni anladı. Özür diledi. "Bundan sonra Sena yengemdir" dedi. Zaten yeşil pastel boya istemişsadece derste başka da konuşmamışlar. Doğru gibi geldi bana çünkü benim de yeşil boyam ilk biter. Çimleri yaparken dikine bir sürü çizgi çizince önce ikiye ayrılır sonra elime bulaşa bulaşa deftere çizile çizile biter.
Yeri gelmişken yapıştırdım tehdidi. "Sonunun yeşil pastel boyan gibi olmasını istemiyorsan, bir daha konuşmayacaksın Sena'yla!"
Sorunu çözdüm oraletlerimizi bitirdik. Saat çok geç oldu. Annem 2 kez daha aradı biz konuşurken. Birazdan kıyameti koparacağını biliyorum. Yol çok yakın sayılmazdı. Vıcık sandaletlerle yürüyerek nerden baksan 20 dakika. Şu saatten sonra ne yaparsam yapayım annemden yiyeceğim dayağın da farkındayım. Başka çarem olmadığı için Tolga'nın babasının yanına geldim. "Hayırlı işler ben gidiyorum" dedim sonra birşey unutmuş gibi sordum. "Ben eve nasıl yetişebilirim amca saat çok geç oldu da. Bizimkiler bekler..."